26 Nisan 2011 Salı

BİZİ DAHA FAZLA ÇILDIRTMAYIN !

Sancılı bir seçim sürecine daha girerken ana akım partilerin seçim vaatleri kulaklarımızda yankılanmaya başladı. Bu vaatlerin ön plana çıkanları ise bizlere sanki genel seçimlere değil de özellikle İstanbul için yerel seçimlere gidiyormuşuz hissiyatı veriyor. Şehr-i İstanbul cazibeli projelerin merkezine oturtulmuş, seçim pazarlıklarının merkez gündemi haline gelmiş. İş öyle bir boyuta geldi ki, iktidar partisi açıkça bakkal hesabını yaptı; “Ben bu İstanbul’dan iki şehir çıkartırım.”

Bizler sürekli İstanbul’da yapılacak projelerin rant projeleri olduğunu, İstanbul’un sorunlarını ve yaşayanlarını dikkate almayarak kent mekanının sermayenin çıkarları ile şekillendirildiğini söylüyorduk. Biz bunları söyledikçe projelere ‘sosyal’ kılıflar giydirilmeye çalışıldı. Allı pullu reklamlarla, güzel yaşam vaatleriyle, “ben yaptım oldu”larla projeleri kabul ettirmeye çalıştılar. Şimdi de bu süslenmiş vaatler seçim kampanyalarında karşımıza çıkıyor. Ve bizler bir kez daha görüyoruz ki biz haklıyız; bu projeler rant projeleri, bu projeler kentimizdeki yaşamı hiçe sayan, tepedeninme-yerdenbitme binalar ile ‘kent olmadan kent’ler kurmayı amaçlayan projeler. Şehirlerin insanlarla, toplumsal olarak oluştuğunu unutan, varolan sosyal yapıyı hiçe sayan insansız projeler ile gözlerimiz boyanmaya çalışıyor.

İstanbul’un çıldırtan şehirleri…

Son olarak İktidar partisi, gösterişli seçim projelerinden biri olarak ‘İstanbul’a İki Yeni Şehir’ projesi yapacaklarını vaat ettiler. Projenin detaylarının çılgın proje ile birlikte 27 Nisan’da (yarın) açıklanacağı duyuruldu. Bundan birkaç ay önce de Amerika Birleşik Devletlerinde tasarlandığı söylenen ve İstanbul’un akciğerlerinin bulunduğu kuzey ormanlarının ortasına kurulan 3 milyonluk yeni bir yerleşim tasarımının görselleri ile sarsılmıştık. Bizleri neleri beklediğini bile bilmiyoruz; yaşamlarımızın ortasına oturacak projeler ‘çok yakında, pek yakında, az kaldı, çıldıracaksınız’ gibi reklam cümleleri ile hayatımıza sokuluyor.  Hala bir açıklığa kavuşmayan bu gökten inen tanımlanamayan şehirlere her gün yeni bir tanesinin eklendiğini söylemek abartı olmayacak.  Açıklayan açıklayana, bu projelerin kendi projeleri olduğunu beyan ederek sırtlayanlar öte yana!
Biz de, şehirlerin çıldırmaktan hallice, sakin olmaya çalışan insanları olarak açıklıyoruz: Şehirlerimiz zaten artık tek bir şehir değil! İstanbul’da iki şehir var!

AKP politikaları ile birlikte İstanbul’da zaten var olan kentsel ayrışma daha da hissedilir oldu.  Bir sınıf kapalı sitelerin içinde konuşlanırken, diğer sınıf şehrin uzaklarına kondurulan bloklarla görünmez kılınıyor. Eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma ve iş olanakları ellerinden alınan insanlar kentte eziyet çekmeye mahkum ediliyor. Karşılaşma alanlarının azaldığı, ortak yaşam alanlarının fiziksel projelerle de tahrip edildiği, şehrin yaşayanlarının bir araya gelme olanaklarının kaybolduğu,  yersiz yurtsuz bir kentleşmeyi yaşıyoruz. İkili bir şehir yapısı çoktan oluştu. Birbirini öteleyen iki kesimin oluşturduğu iki farklı kent!

Bu ikili yapı içerisinde kentimiz zaten çıldırmış durumda. İki şehrin ayrışmasını daha da belirginleştiren yeni projeler her gün devlet-özel sektör işbirliği ile hayatımıza sokuluyor. Doğamızın tahribi, yaşadığımız alanlarda karşılaştığımız yıkım, trafikte geçirdiğimiz saatler, kentimizden ve kentlimizden kopartan ve sorunların özündeki hiçbir derdimize çare olmayan göstermelik projelerle zaten çıldırmış durumdayız. 3.  Köprü projesi çılgınlıktır, Haydarpaşaport-Galataport projeleri çılgınlıktır, şehrin çeperlerine kurulan kente eklemlenemeyen TOKİ projeleri çılgınlıktır, insanların yaşadıkları alanlardan polis zoru ile atılması çılgınlıktır, okulların rant projeleri nedeniyle satılması çılgınlıktır, kamu arazilerinin özelleştirilmesi çılgınlıktır, orman alanlarının ortasına kurulan ultra lüks zengin yerleşimler çılgınlıktır, tarihi yıkıp yapay tarih yaratmak çılgınlıktır, kamusal mekan olarak sunulan ve bizleri sokaklardan kopartan onlarca alışveriş merkezi çılgınlıktır, tüketime odaklı kent yaratmaya çalışmak çılgınlıktır…   Sizce daha fazla çılgın projeye ihtiyacımız var mı? Bizler zaten çıldırmadık mı?

Bizler varolan iki şehri sonlandırıp tek bir şehirde herkesin eşit olanaklara sahip olduğu bir yaşam kurmak istiyoruz. Bizler çılgın projeler değil doğayı, emeği, yaşamı, insanı düşünen projeler istiyoruz. Çılgın projeleriniz sizlere kalsın, biz yaşama sahip çıkıyoruz!

İMECE-Toplumun Şehircilik Hareketi
26.04.2011

1 Mart 2011 Salı

Cihangir Posta "Kadın İşletmeciler Empati ve Ortak Çözüm İstiyor"

Dergi bu sayısında 8 Mart Kadınlar Günü münasebetiyle Cihangir'deki kafe işletmecisi 6 kadın ile Cihangir'de işletmeci olmanın sorunlarını, niye Cihangir'de olduklarını, Cihangir'de olmanın avantaj ve dezavantajlarını konuşmak istemiş.... Ancak birkaç hafta önce işgaliye ödeyip sokağa çıkarttıkları masaları neredeyse kırılarak kaldırtılmış olduğu için ve onlara göre belediye mahalle sakinlerinin şikayetlerini yasakçılığa bahane ettiği için derginin konuşmayı murad ettiği meseleler yerine Cihangir kafeleri ve sakinlerinin yeniden mutlu mesut yaşayabilmelerinin mümkün olup olamayacağını konuşmuşlar.Ne kafeler gitsin ne de sakinler şikayet etsin istiyorlarmış. Yazıdan bazı bölümleri buraya aktarıyoruz:

Neval Baykal ( NB Seramik, Pera -in Kafe, CGD YK Üyesi) - 50 yıldır Cihangirliyim...Cihangir benim için vazgeçilmez bir yer. Mahalle kültürü başka hiçbir yerde kalmadı çünkü... Kafelerin gelmesi ile sosyalleşme arttı. Sokaklar daha güvenli oldu. Eski evler onarıldı. Evlerin değeri arttı. Rumlar 6-7 Eylül olayları nedeniyle burayı terketmek zorunda kalınca evler başıboş kalmıştı. Şimdi Cihangir eski yıldız dönemine geri döndü. ..Turnacıbaşındaki Şok marketin karşısındaki dükkanın işletmecisiyim. Orayı kafe yaptık şimdi. Nişantaşında da kafem var. Her iki yerde de belediyenin tutumu nedeniyle sıkıntı yaşıyorum. İşler kötü gidiyor, masa attırmıyorlar, sürekli ceza kesiyorlar...İçerde sigara içmek yasaklandı şimdi dışarda içki içmeyi de yasaklayacaklar. Ayrıca Cihangir'de kafelerle uğraşan sakinler var.

Eser Dinçer ( Rafineri) - ..Buradaki mahalle havasını seviyorum. Herkes çok hoşgörülü ve yardımcı. Manavı, bakkalı, esnafı, güzel bir semt Cihangir.  Ama birşeyler değişti....Esnafın değil ama oturanların dışardan gelenlere yardımcı olmaları gerekiyor. Bu düşmanca durum sürerse kafeler çekilecekler. Yaşama şansımız yok. Ne olacak banka mı olacak bizim kafelerimiz ? Başka kim gelebilir ? Kiralar çok yükseldi. Sıra Selviler sırf banka oldu.

Hatice Tokyay ( Duru Emlak) - Kafelere düşmanca tutumun yaşayan insanlarla ilgili olduğunu düşünmüyorum.  Yönetimle ilgili. ...Carrefoursa'nın inanılmaz klima sesi var. Güneşli Sokak'ta Alman hastanesinin klima gürültüsü var. Sırf kafelerden kaynaklanmıyor ki gürültü. Bilinçli bir uygulama bu.

Neval Baykan- Bizim de rahatsız olduğumuz şeyler var ama şikayet etmiyoruz çünkü belediye kullanıyor.

Shellie Cormen (Kahvedan) - Son zamanlarda ambians çok değişti Cihangir'de. Bir ekip geldi. Çok kaba  bir ekip. Müşteriler çok rahatsız oldu. Cihangir şimdi farklı, ben öyle hissediyorum. Cihangir'in enerjisi azaldı.

Neval Baykan- Ben de katılıyorum. İnsanların kahvaltı ederken masalarını alıp götürdüler, böyle bir şiddet uygulanıyor.

Eser Dinçer - Karşımızdaki otoparkla konuşuyorum. Gün çinde 4-5 araba geliyor diyor. Bizim müşterilerimiz Cihangirli.

Shellie Cormen - Çoğu Cihangirli ama dışarıdan gelen de var.

Sevinç Baliç ( Karaköyüm Restoran, CGD 2. Başkanı) - Bir video izledim. Sizin sokağınızdaki trafiğin kilit halini kayda almışlar. Kıyamet kopuyor....Gece böyle bir gürültüyle çoluğu çocuğu uyananlar ister istemez şikayetçi oluyorlar. İnsanlar kafelerden değil kafelerin gürültüsünden şikayetçi....Onların tarafından da bakabilmeliyiz. Bebeği uyanan insan elbette önce bebeğinin uykusunu düşünecek. Öte yandan ekmek parası için çalışan da onu düşünecek. Ne yapabiliriz ? Birlikte iyileştirmek için ne yapabiliriz ?  Kutuplaşma olduğunda, biri ve öteki olduğumuzda birbirimizi anlayamıyoruz.

Hatice Tokyay - Kutuplaşma dediniz, haklısınız. Empati yapmak , her iki yanından bakmak lazım. Her iki tarafı da rahatsız etmeyecek noktalar bulmalıyız. Kafeler gidince ne olacak Cihangir ? Cihangir olmaktan çıkacak.

Neval Baykan - Cihangir'de sabaha kadar trafik var, benim oturduğum yerde insanlar sabah kadar sokakta oturup, içki içip yüksek sesle konuşup , bağırıyorlarsa bunun sebebi kafeler mi ? Sadece kafeler değil gürültünün nedeni. Bu konuda kafelere bu kadar yüklenilmesine kızıyorum. Mesela, siz Kahvedan , orada eskisiniz, ama sizden sonra taşınan sizden rahatsız oluyor. Kiralamadan ya da satın almadan önce baksın, düşünsün. Hakkı yok ki sonradan gelenin şikayet etmeye....

Sevinç Baliç - Tersi bir durum var. Ben Cihangir caddesinde oturuyorum. Oraya kafeler sonra geldi. Alt katlar kafe oldu.  Apartman sakinlerinin yüzde 51'i izin verince kafe olabiliyor. İnsanlar bunu bilmiyorlardı.

Nazan Kayran - Belediyeler mahalle içinde açılacak iş yerlerine ruhsatları plansız programsız dağıttığı için sorunlar sonradan ortaya çıkıyor. Belediyeler yatırım yapmak isteyenlere aslında bilgi transferi yapabilmeli. Bu bölgede şu hizmete, şu ürüne ihtiyaç var diye....
....
.....

Shellie Cormen - Karşı komşum müşterimdi önce. Sonradan karşıma taşındı. Şikayet başladı. Evine gittim. geldiğinde biliyordun, iki tane kahve var, niye taşındın dedim. 24 00'den sonra ses duymak istemiyorum diyor. Bu mümkün değil. Benim ruhsatım 04 00'e kadar. İnsanlar sigara içmek için dışarıya çıkıyor, konuşuyor, ne yapabilirim...

Sevinç Baliç - Çözüm arayan insanlar da var. Dernek çatısında toplanabilirler ya da bağımsız inisiyatif  oluşturabilirler... Empati yapmak gerekir. Gece yaşamadan aldığınız evin sorunlarını bilemeyebilirsiniz. Sonradan kiralanmış olması bunu açıklamıyor. Benim eşim sakin biridir. Kaç gece giyinip gidip rica etti. Ama tehdit edildi. ..Kafelerle konut alanı bir sorun, trafik bir sorun... Başka sorunlar da var. ...Otopark sorunu var...Kilitlendik burada. Çözüme ulaşacak şekilde konuşmalıyız.

...... konuşmalar biraz daha devam ediyor ve sorunun çözüme ilişkin hiç bir öneri geliştirilemiyor.

20 Şubat 2011 Pazar

BEYOĞLU BELEDİYESİ'ne ÇAĞRI

BEYOĞLU BELEDİYESİ BAŞKANLIĞI

Bir konut alanı olan Cihangir hızlı bir dönüşüm geçirmektedir. Sayıları her geçen gün artan kafe ve restoranlar semti bir eğlence merkezi haline getirirken, konutların yerini iş yerleri, apart oteller almakta ve semt süratle ticari bir merkeze dönüşmektedir.

Mahalledeki neredeyse bütün dükkanların kafe ya da restoran haline gelmesi kamusal alanların işgal edilmesine neden olmakta ve  ayrıca semt sakinlerinin yaşamını dayanılmaz kılan gürültü sorununu da beraberinde getirmektedir.

1- Cihangir bir eğlence ve ticaret merkezi değil bir konut alanıdır; öyle kalması için de belediyeyi gerekli önlemleri almaya çağırıyoruz.

2- Kaldırımlar işletmelerin özel mülkleri olmadığı gibi belediyenin rant kapısı da değildir. Kaldırımlar kamusal alanlardır: Yolun yayalara, çocuk arabası ve engelli araçlarına ayrılmış kısmıdır. İşgaliyeler bu hakkın kullanılmasına engel olmayacak şekilde düzenlenmelidir. Belediye sonuçlarını denetleyemeyeceği uygulamalara izin vermemelidir.

3- İşgaliyelerin saati belediyenin Cihangir’in konut alanı olmasına dayanarak tespit ettiği gibi saat gece 12 00 itibariyle sona ermelidir.

Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı anayasayla güvence altına alınmış bir haktır. Bu hakkımız uzun bir süredir ihlal edilmektedir. Belediyeyi bu ihlallere son vermesi için göreve çağrıyoruz.

19 Şubat 2011 Cumartesi

BEYOĞLU PLANI

Beyoğlu'nda Plan

Beyoğlu'nda yaşayan ve çalışan yurttaşların Beyoğlu ile ilgili imar düzenlemeleri bağlamında devlet yönetimine katılmayı, idarenin işlem ve eylemlerini denetlemek için önemli bir olanak doğmuştur..."Bize neden sormuyorsunuz?" kötü bir başlangıç olmaz.
Can Atalay
İstanbul - BİA Haber Merkezi
19 Şubat 2011, Cumartesi

Beyoğlu 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planı yürürlüğe girdi.

Beyoğlu Uygulama İmar Planının askıya çıktığı an itibari ile ise Beyoğlu'nda yaşayan yurttaşlar hareketlendi, toplantılar yaptı, eylemler yaptı, itirazlarını yerel yöneticilere göstermeye başladı, daha da önemlisi salt kendi meseleleri ile değil diğerlerinin meseleleri ile, meselenin bütünü ile ilgilenmeye başladılar.

En azından şu an itibari Beyoğlu'daki derneklerin, inisiyatiflerin, işleri, işsizlikleri, meslekleri ne olursa olsun yurttaşların "gemisini kurtaranın kaptan" olamayacağını çünkü muhatap oldukları kent siyaseti bağlamında "aynı gemide" olduklarını fark ettiklerini ummayı sürdürmenin önünde bir engel yok ...

Ötesi, yoksulun, emeği ile geçinenin derdini de dert edecek bir orta sınıf hareketliliğinin toplumsal formasyonda bir yansı bulmasını dahi dileyebiliriz ... Ne derler, umut fakirin ekmeğidir ve biz uzun bir süredir bu bahiste hiç de zengin sayılmayız.

Geçtiğimiz ay Beyoğlu'nda önemli oranda yurttaş imar planlarını mesele etti, paftaları masanın üzerine serdi baktı, anlamaya çalıştı, anladığını not etti, elinde paftalar sokaklara çıktı, tam olarak ne olduğunu anlamaya çalıştı, anladı, anladığını komşusuna anlattı, komşusu olmayanla ancak kamu idaresinin aynı idari işlemi nedeni ile hak kaybı yaşayanla buluşması gerektiğini, gördü, buluştu ve daha da buluşmalı, beraber sokağa çıkmalı, duymayan kulaklara sesini duyurmanın usullerini bulmalı/anımsamalı ....

Çünkü Beyoğlu'nda "planlanan" en alttakilerin hak kaybı yaşamasına gösterilen yetersiz tepkiden cesaret alanların artık kamusal mekânları/arazileri keyfe (kuşkusuz kapitalizmin, onun özel bir görünümünün gereksinimlerine) göre "tanzim" edilmesidir.

Ne olduğunu, nelerin olacağını anlatabilmek için örneklerin açıklayıcılığından yararlanayım:

İlki Tarlabaşı'dır. Nasreddin Hoca'nın dediği gibi -kentsel siyaset/kent iktisadı- açısından "Dünya'nın merkezidir" desem başımın ağrımayacağı örnektir.

Nedir Tarlabaşı?

Kolluk (en basit tanımı ile) idarenin kamu düzenini korumak ve sağlamak için giriştiği tüm faaliyetlere verilen addır.

Devlet, kent arazilerini ve kentsel olanakları tüm yurttaşlarının ortak yararı için kolaylaştırmak, kaynaklarının verimli kullanılmasını sağlamak, belki de (!) sermayenin gereksinim duyduğu üretimin aksamaması için planlar, yani özel mülkiyeti sınırlar.

Planlama, isteyenin istediği yere istediğini yapamamasıdır aslında.

Tarlabaşı'nda (ve Sulukule'de, Fener-Balat'ta, Emek Sineması'nda, Perşembe Pazarı'nda, Kartal'da) ise planlama yoktur. Plan yalnızca nerden çıktığı anlaşılamayan bir şirketin hangi hakla olduğu bilinmeden kimi mimarlara hazırlattığı avan projelerin "plan hükmü" kazandırılmak için vardır, o kadar...

Şu an yürürlükteki 1/5.000 ve 1/1.000 Ölçekli Beyoğlu Planlarında Tarlabaşı ve diğer sözünü ettiğim alanlar ile ilgili yalnızca "avan projeye göre uygulama yapılacaktır" denilmektedir. O avan projenin yanındaki sokakla nasıl bir ilişkisi olacağı, kentin merkezinde trafik sorunun nasıl çözüleceği ya "planlama" kavramının gerektirdiği bir dizi başka analiz, sentez, değerlendirme ve daha da önemlisi çözüm ise önemsizleştirilmeye çalışılmaktadır.

Yaratılan bu "planlama dışı alan"da tescilli binalar dahi yıkılmakta, kentin dokusu 1980'lerin ortasından sonra ikinci kez yırtılmakta, yıkılanların yerine yapılacak yeni binaların hem mimari tarzları hem de yükseklikleri ile birer parçası olduğumuz kenti (en önemli parçalarından biri olan Beyoğlu'nu) tümü ile başka bir hale getirilmektedir.

"Sosyal" gerekçeleri önemsemeyen zevatın dahi salt "estetik" gerekçelerle yapılmak istenene karşı çıkması gerekir. İnanmayan ne yapılmak istendiğine bir göz atsın....

Tarlabaşı Kentsel Dönüşümünün "sosyal yanı" ise çok daha önemlidir: Yıllarca verdiği emek karşılığı başını sokacak bir eve "sahip" olanlar, ana babadan kalan eve sığınanlar, ana babadan kalanın üzerine borçlanarak ev alanlar, ne kadar gayrı menkul alırsa alsın bir türlü muteber vatandaş sayılmayan, karar verme hakkına sahip olamayan "mülk sahipleri" vs. vs. vs...

Tarlabaşı'nda devlet, büyük şirketler adına yurttaşları ile "pazarlık" yapmıştır, yapmaktadır.
Zor kullanma tekelinin kurumsallaşmış halinin "pazarlık" eden taraflardan birisinin yanında durduğunu ve üstelik öne engel olarak çıkabilecek tüm mevzuatın da değiştirildiğini anımsayın gerisini siz düşünün. Yoksulun mülkiyeti mülkiyet değildir, "mülkü" hakkında karar vermeye hakkı yoktur....

( http://www.tarlabasiyenileniyor.com/yenileme/default.aspx?SectionId=1430 )

Kiracılar ya da barınanların gündeme gelmesi ise hiçbir biçimde kabul edilmemektedir.
Kıssadan hisse, "plan" yapanların bütünlüklü bir bakışı ve uzun erimli bir yaklaşımı var. Ya sizin?

İkinci örnek, Emek Sineması'dır.

İstanbul'un en önemli sinemalarından, kültür mekânlarından biridir. Salt mimari açıdan da değil kent dokusu açısından da önemli bir mekân, kentin en önemli merkezlerinden birine ruhunu veren bir yapıdır.
Konumuz açısından ise altını çizmek istediğim, Emek Sineması'nın sahibinin kamu olmasıdır.
Emek Sineması bizimdir.

1957 yılı itibari ile TC Emekli Sandığı'nın "mülk"ü olmuştur;  bugün ise, tüm sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanması sonucunda Emek Sineması'nın sahibi Sosyal Güvenlik Kurumu'dur.
Anayasanın 166'ıncı maddesi uyarınca "ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı" gerçekleştirmekle yükümlü olan devletin kamusal olanakları özel yararlara (üstelik kelimenin gerçek anlamı ile yıkıcı ve ayrıcalıklı bir biçimde) özgülenmektedir.

Keyfi biçimde yakınlara verilen, bununla da yetinilmeyip kârlarını maksimize edebilmeleri için yıkıp yeniden yapmalarına (/!)  olanak verilen bir kamu malıdır, söz konusu olan.

Kıssadan hisse, "planlayanlar" kamu mallarını şıp diye özelleştirebilmektedir. Yeşil alanların üzerine yapılması düşünülen "kamusal binaların" birkaç yıl sonra ne olacağını kim bilebilir?

Üçüncü Örnek: Kamu Okulları, Kamu Hastaneleri Nereye Gidiyor

Bugün İstanbul'un dört bir yanında kamu okulları arazileri için satılmakta, kamu hastaneleri kent merkezinden sürülmekte ötesi yeni yapılan planlardaki eğitim ve sağlık tesisleri için özgülenen alanların başına hep "özel" ibaresi eklenmektedir.

Taksim Atatürk Lisesi, Maçka Endüstri Meslek Lisesi, Şişli Etfal Hastanesi için yapılan hazırlıkların Taksim İlk Yardım, Kasımpaşa Lisesi, Tevfik Sağlam Lisesi ve kimi üniversite binaları için de yapılması göz ardı edilebilir mi?

Kıssadan hisse: kamusal sağlık hizmetine, kamusal eğitim hizmetine sahip çıkmayan kentliler -başka hiçbir şeye gerek kalmaksızın- kent merkezlerinden "taşınacaklardır". Çocuklarınızı özel okula göndermenin, özel hastanelere mecbur olmanı nerede ise bir zorunluluk olmasına dayanıklı olan kalır gerisi taşınır....

Dördüncü Örnek: Bir Hukuksuzluk Anıtı Olarak AKM

Atatürk Kültür Merkezi kentin merkezinde çok salonlu bir kültür merkezidir.
Kentin bu kadar merkezinde bulunan bir kültür merkezinin, sadece bir kültür sanat merkezi olarak kalması ise kimileri açısından kabul edilemezdir.

Bu yaklaşım projelendirilir, ancak AKM'de çalışan emekçilerin sendikasının açtığı dava sonucunda verilen mahkeme kararı ile "batıl" olur.

Olağan koşullarda, basit bir onarım ile o artistik "Kültür Başkenti" olunan yılda kullanılır hale getirilebilir. Kültür Başkenti İstanbul'un merkezinde bir kültür yapısı vardır; ancak uzun erimli hesaplar, taviz vermiş oluruz zehabı nedeni ile bilerek hizmete açılmamıştır.
Kıssadan hisse: "planı" yapanlar inatçıdır. Siz hakkınız için ne kadar direneceksiniz?

Beşinci Örnek: Bedrettin Mahallesi

Biliyorsunuz Metro artık Şişhane'ye kadar ulaştı. Metrodan Şişhane durağında indiğinizde İstiklal Caddesi yönüne doğru giderseniz Tünel Geçidi'nde şarap içebilir, Babylon'da kimlik göstererek müzik eşliğinde salınabilir, Otto'nun önüne gidip damsız almadılar diye bianet'e yazı yazabilirsiniz. Kentin parlayan yıldızıdır, insanın gözünü de dişini de kamaştırır.

Aynı Şişhane durağında sola değil sağa doğru döndüğünüzde ise sizi önce sol taraftaki minibüs durakları karşılar, tüm Haliz hattına ulaşabilir, Alibeyköy'e, Yeşilpınar'a kadar gidebilirsiniz. Minibüs duraklarını geçip bir elli metre aşağı kadar yürüdüğünüzde Bedrettin Mahallesi'ne varırsınız.

Kentin merkezinde bir yoksul semtidir. Metronun iki adım ötesine ulaşması ile artık Tarlabaşı "otoyolu"nun alt tarafında kalan, karanlık, uzak, kibar hanımlar ve beyler için bilinmez ve ürkütücü bir yer değildir artık. Nedir ki artık oraya da gitmek, metrodan inip sola dönüverirsin yalnızca ...

Bu kadar kentin merkezinde, göz ve diş kamaştıran bir mahallede ise artık Sulukule'de, Tarlabaşı'nda, Fener-Balat'ta ne yapıldıysa yapılmalı, devlet olanaklarını arkasına alan birileri yurttaşlarla "pazarlık" etmeye başlamalıdır.

Yoksulun mülkiyeti ona karar verme hakkı vermez, karar verme hakkını kullanamayanın mülkiyetinden söz edilemez. Kiracının ise zaten "adı yok" ...

Kıssadan hisse: kamusal kaynaklarla sağlanan kimi alt yapı hizmetlerinden sadece yoksulların değil, orta sınıfın da yararlanması "caiz" görülmemekte, nereye bir kamusal yatırım gerçekleştirilse, ulaşım sağlansa orada bir "rant projesi" gündeme gelmektedir. Bu bir kamusallık tarifidir. Sizin bir kamusallık tarifiniz, daha da önemlisi talebiniz ve en önemlisi tasavvurunuz var mı?

Planda Neler Var

Beyoğlu'nda yaşayan ve çalışan insanları birinci elden etkileyecek, kentle aralarındaki "hukuku" her anlamda farklılaştıracak, bir solukta sayılabilecek ve eli kalem tutanların önemseyeceği umulan kimi örnekler TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ve mahalle derneklerinin verilerine göre şunlar:
Kılıç Ali Paşa Camisi'nin karşısındaki yamaçta bulunan Roma Bahçesi olarak bilinen ve "Yenileme Alanı" olarak ilanı daha önce gerçekleştirilen alan ile ilgili yapılaşma öngörüleri bu plan ile de yineleniyor.
Sanatkârlar Caddesi civarındaki yeşil alan ve çocuk parkı bulunan alanlar "belediye sosyal tesis" alanı olarak yapılaşmaya açılıyor.

Akarsu Caddesindeki emsaller arttırılıyor.

Maksim Gazinosu'nun bulunduğu alan ve arkası yüksek yoğunluklu yapılaşmaya açılıyor.
19. yüzyıl ortasındaki görsellerde bile varlığını göremediğim bir tarihi yapının Dolmabahçe meydanının ortasına yerleştirilmesi öngörülüyor.

Taksim Camisi memleket gündemine yeniden getiriliyor.

Kabataş'a yüksek bir yoğunluk artışı getirecek olan bir "transfer merkezi" öngörülüyor. (Transfer merkezlerini burada anlatma olanağı yok, onlar başlı başına fenomen)

Tünel yönünden İstiklal Caddesi'ne girildiğinde size göz kırpan o güzelim Narmanlı Han'ın özgünlüğü bozuluyor ve o alana çok yüksek yoğunluklu yapılaşmaya açılıyor.

İstanbul'un belki de en güzel apartmanın, Doğan Apartmanı'nın önü, arkası, sağı solu yüksek yoğunluklu yapılaşmaya açılıyor.

Galatasaray Lisesi'nin arkasındaki duvarın kaldırılması ve yüksek bir otoparkın yapılması hedefleniyor.
Karaköy İskele Alanı'nın "görsel kirlilik yaratmayacak ölçülerde"(!) doldurulması öngörülüyor.

Haliç Tersanesi'nin sonlandırılması amaçlanıyor.

Saray Sineması'nın yerine dikilen, kartonpiyerci ile anlaşılarak yapılan cephesi ve devasa kütlesi, hukuk tanımaz hali ile ünlenen yapı meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Emek Sineması'nın yıkımında ısrar sürüyor.

Tarlabaşı, Bedrettin Mahallesi, Perşembe Pazarı, Galata'nın bir bölümü, Cezayir Çıkmazı ve çevresi, Beyoğlu Belediye Başkanlığı Binası ve çevresinin hem mimari dokusu hem de insanları ile "yenilenmesi" konusundaki inat da tabi ki sürüyor.

"Her şeyde bir hayır vardır" derler.

Beyoğlu'nda yaşayan ve çalışan yurttaşların Beyoğlu ile ilgili imar düzenlemeleri bağlamında devlet yönetimine katılmayı, idarenin işlem ve eylemlerini denetlemek için önemli bir olanak doğmuştur...

"Bize neden sormuyorsunuz?" kötü bir başlangıç olmaz. (CA/EÖ)

17 Şubat 2011 Perşembe

ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ BİR PLANLAMA MUCİZESİDİR !

Üçüncü Köprü Bir Planlama Mucizesidir!

Karayoluyla ulaşıma ağırlık verilmesi çıkmaz bir sokaktır. Her bir otoyol hamlesinin kenti "plansız" bir şekilde kuzeye taşıdığı açık, ormanların ise bu hamlelere dayanaksız olduğu anlaşılmışken son orman alanlarının ateşle imtihanına cesaret etmek ancak akıllı bir tasarımın mahsulü akılların özgüveni ile mümkün olabilir.
Can Atalay
Bianet 17.02.2011

İstanbul'un son kırk yıllık tarihi ile otomobillerin ulaşımının (üstelik toplu taşım için de değil) öncelikle hedeflenmesinin sorunları çözmediği, misli ile arttırdığı artık kanıtlanmış olduğu için; arabaların değil insanların ulaşımının hedeflenmediği hiçbir "çözümün" çözüm olamayacağı artık açık olmasına karşın İstanbul Boğazına ısrarla üçüncü bir köprü yapılması fikri mucizevidir.

Yapılan tüm köprülerin, otomobiller için açılan tüm tünellerin,  viyadüklerin, yoncaların, üst geçişlerin ve tüm diğer "mecralar"ın sonuç olarak bir kente, kentsel mekana bağlandığını veri almaksızın, huninin ağzı ne kadar geniş olursa olsun diğer ucundaki sıkışıklığın sıvının akışını, akışın hızını belirleyeceğini ilkokul çağındaki çocuklardan öğrenmeksizin geniş otoyollarla ulaşım çilesine çözüm bulacağı iddiası önemli bir medeni cesaret örneğidir.

İstanbul'un su havzaları ile ilgili sıkıntılar artık halının altına süpürülemez duruma gelmiş olmasına, su havzalarında ilçe belediyesi üstüne ilçe belediyesi kurulmasına, İstanbul'un su sorununu Istıranca dağları, Melen Çayı gibi pek çok ekosisteme müdahale edilerek "çözülmeye" çalışılmasına ve taşıma suyla (değirmenin dönmeyecek) sorunun çözülemeyecek olmasının yüz yıllardır bilinmesine, "kuzeyin" bu açıdan da çok önemli olmasına karşın köprü sayısını üçe çıkarma ısrarı bizlerin aklının ermediği bir hikmete işarettir; hürmet gerekir.

Her bir otoyol hamlesinin kenti "plansız" bir şekilde kuzeye taşıdığı açık, ormanların ise bu hamlelere dayanaksız olduğu anlaşılmışken son orman alanlarının ateşle imtihanına cesaret etmek ancak akıllı bir tasarımın mahsulü akılların özgüveni ile mümkün olabilir.

Çevre düzeninin etrafından dolaşıldı

Ancak en önemlisi ise şudur:
3194 Sayılı İmar Kanununun 5. maddesi çevre düzeni planlarını; "Ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak
konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen plandır" biçiminde tanımlamaktadır.

Hukuka uygun bir çevre düzeni planının "düzenli ve sağlıklı bir yerleşmenin sağlanması, yeşil alanların ve orman alanlarının gereksinimlerine uygun şekilde düzenlenmesi, trafik ve ulaşımın hızlı ve aktif bir biçimde işlemesi, su kaynaklarının korunması, tarihi ve kültürel değerlerin gelecek nesilleri aktarılması, nüfusun dağılımı, sanayi tesislerinin ve tarım alanlarının ekonomik ilke ve ölçütler doğrultusunda kurulması, eğitim, sağlık ve turizm gibi kuruluş ve alanlarının düzenli bir biçimde paylaştırılması gibi temel hizmet ve gereksinimlerin en verimli bir şekilde giderilmesi" gibi niteliklere sahip olması gerektiği mahkemeler tarafından da çeşitli kararları ile belirtilmiştir.

Diğer bir söyleyişle ".....belirtilen bu kadar önemli nitelik ve özellikler için ilin ya da büyükşehir belediyesinin bir ucundan diğer ucuna planlamasının yapılmış olması zorunludur. İşte bu düzenlemenin il bazında gerçekleştirilecek 1/100.000 ölçekli il çevre düzeni planı ile gerçekleştirilebileceği.... 1/100.000 ölçekli il çevre düzeni planı ile bir şehre genel görünüm verilmekte, şehrin yerleşim, trafik, ulaşım, yeşil, orman, sanayi, ticaret, tarım, tarihi kültürel nitelik taşıyan alanlar açısından genel bir sistematik gerektiği ..." hukuken de bir gerekliliktir.

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nin  16 Haziran 2010 tarihli toplantısında ise, 1/100 000 ölçekli planın  Plan Uygulama Hükümleri üzerinde değişiklik yapılmış; oy çokluğu ile meclisin onayından geçen bu değişiklikle, Plan Uygulama Hükümleri'nin "Plan'da ölçek sebebiyle gösterilmeyen ulaşım sistemi projeleri, plan'ın bütünlüğüne ve ilkelerine uygun olarak alt ölçekli plan çalışmalarında değerlendirilecektir." biçimindeki 8.4.9.1. maddesinde  yer alan "ölçek sebebiyle" ibaresi kaldırılmış, madde, "8.4.9.1. Plan'da gösterilmeyen ulaşım sistemi projeleri, plan'ın bütünlüğüne ve ilkelerine uygun olarak alt ölçekli plan çalışmalarında değerlendirilecektir" biçimine getirilmiştir. Ayrıca yeni bir madde olarak da , "8.2.17. İlave Boğaz Geçiş ve güzergahları alt ölçekli planlarda değerlendirilecektir" hükmü eklenmiştir.

Plandaki hinlik

Dikkatinizi çekmek istediğim dahiyane buluş ise esasen budur:
Bir bütün olarak üçüncü köprü projesini her düzeyde reddeden, sakıncalarına uzun uzun işaret eden bir çevre düzeni planının (ki o planın sakıncaları ise bambaşkadır) notlarında yapılan bir değişiklik ve ekleme ile Üçüncü Köprünün önündeki engellerin kaldırılmasını akıl etmek biz sıradan insanların anlayabileceği türden bir iş değildir. Piyasanın hikmetinden pay almak, ona inanmak gerekir.
Üçüncü Köprü hem hukuken hem de teknik olarak bir planlama mucizesidir. (CA/EÜ)

14 Şubat 2011 Pazartesi

İTİRAZLAR YAPILDI

"Dükkan Vergim 30 Liradan 800 Liraya Çıktı; Nasıl İtiraz Etmem!"

Beyoğlu Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planına itiraz edenlerden kitap dükkanı sahibi Ayşe Doğan, "Geçen sene 30 lira olan vergim bu sene 800 liraya çıktı. Sırf insanlar burayı terk etsin ve gitsin diye atılan adımlar bunlar" dedi.
İstanbul - BİA Haber Merkezi
14 Şubat 2011, Pazartesi

Cihangirlilerin Beyoğlu Koruma Amaçlı İmar Planına itiraz dilekçelerini vermeleri için son gün. Aşırı vergi artışından şikayet edenler, yaşadıkları mahallenin çehresinin değiştirilerek ticarethane dönüştürülmesinden endişe edenler "Koruma Planı"na karşı çıkıyorlar. İtiraz dilekçesi vermek isteyenlerin 16.30'a kadar süreleri var.

"İnsanlar Beyoğlu'nu terk etsin diye...."

Erken saatlerde belediyeye gelenlerden kitapçı dükkanı sahibi Ayşe Doğan ''Bu hale itiraz edilmeyecek gibi değil ki. Geçen sene 30 lira olan vergim bu sene 800 liraya çıktı. Sırf insanlar burayı terk etsin ve gitsin diye atılan adımlar bunlar" dedi.

İtiraz dilekçelerine ne zaman yanıt alacaklarını soran yurttaşlara belediye yetkilileri ''Dilekçeler burada incelendikten sonra Belediye Meclisine gönderilecek ve oradan gelecek cevap beklenecek. Ancak bunca dilekçe hemen nasıl toplansın da hemen cevap verilsin?'' şeklinde yanıt veriyor.

Aynı belediye görevlisi, projenin bir provokasyon aracı olarak kullanıldığını savundu; önce tüm sivil toplum kuruluşlarını proje aşamasında çağırdıklarını iddia etti; ardından da "Kaldı ki, Beyoğlu bir Yunan kenti değil bütün herkesi bir meydanda toplayalım" dedi.

Cihangir Semt İnisiyatifi ve Beyoğlu'ndaki diğer semt dernekleri "Plan"a karşı çıkış gerekçelerini şöyle açıklamışlardı:

"Beyoğlu'nu büyük bir alış-veriş merkezine dönüştürecek bu plan ile İstanbul'un en önemli tarihsel kent merkezlerinden biri olan Beyoğlu talan ediliyor. Yeni rant alanları yaratılıyor. Yeşil alanlar yok ediliyor.
"Plan Beyoğlu'nu turizm, kültür ve eğlence merkezi olarak tanımlarken Cihangir, Ayazpaşa, Çukurcuma, Tophane gibi konut bölgelerinin yok edilmesinin önü açılıyor. Kamusal kullanım alanları (spor, oyun, dinlenme ve yeşil alanlar) yok ediliyor.

"Bize kalanlar ise sosyal ve ekonomik sorunlar, işsizlik, aşırı kalabalıklaşmış, gürültülü ve kirli bir kent.Semt sakinleri ilgiyle karşıladıkları çağrıda önerilenleri gerçekleştirmeye girişirlerse, İstanbul'u bir uçtan ötekine kat eden "kentsel dönüşüm" projelerine karşı bir direnme mevzisi daha açılmış olacak." (ELV/EÖ)

11 Şubat 2011 Cuma

Cihangirli "İmar Planı"na Karşı Belediye Önündeydi!

Cihangirliler Beyoğlu Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'nı bugün Belediye önünde protesto etti; yarın da sanatçıların katılımıyla planın olumsuz yönlerini semt sakinleriyle paylaşacak.
İstanbul - BİA Haber Merkezi
11 Şubat 2011, Cuma

Cihangir Semt İnisiyatifi, Beyoğlu Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı'na tepkisini bu kez Tünel Meydanı'nda bulup Belediye önüne kadar gerçekleştirilen bir yürüyüşle gösterdi.

Cihangirliler ve destekçileri ellerinde ''Sanatıma Dokunma'', ''Tarihime Dokunma'',  ''Yeşilime Dokunma'', ''Katılın, geleceğimizi birlikte savunalım.'', ''Bu planda biz yokuz.'', ''Bu plan sizin için diyorsunuz, bize mi sordunuz?'' yazılı dövizlerle projeye itiraz dilekçelerini vermek için belediyeye doğru yürüyüşe geçtiler.
İnisiyatif üyesi Ayşe Özdemir Cihangir semt sakinlerinin dün akşam (10 Şubat) Belediye Başkanı Ahmet Nisbah Demircan ile yaptığı toplantıyı değerlendirerek, ''Başkan bizi ikna edebileceğini sanıyordu ancak ciddi bir dirençle karşılaştı. Amacımız sen bizi planın yapılış sürecine dahil etmedin ve ancak biz bu planın farkındayız ve itiraz ediyoruz demekti ve de başardık'' dedi.

Basın bildirisinin ardından mikrofonun Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsüne verilmesi üzerine ise Özdemir ''Bu siyasetin içine dahil olan ve CHP ile ilgili bir hareket değil bir Cihangir Semt İnisiyatifi Hareketidir. Lütfen bu ikisini karıştırmayın" diyerek İnisiyatif üyeleri beraberinde getirdikleri pankartları yanlarına alarak belediye önünden uzaklaştılar.

Belediye önünde basın açıklaması

Basın açıklamasında ''Sözde koruma amaçlı imar planına itiraz etmek için buradayız. Hayatımıza, yeşilimize, sanatımıza tecavüz ediliyor. Bugüne kadar yüzlerce kişi yazılı dilekçeler ile plana itirazlarını sundu ancak hala Belediye Başkanı ekranlara çıkıp şimdiye kadar sadece 48 kişinin itiraz ettiğini iddia edebiliyor ve halkı yanlış bilgilendiriyor. Bu plan toplumsal katılımı, demokrasiyi ve uzlaşıyı rafa kaldırmıştır. Aylardır biz bu planda yokuz diye tepkimizi dile getiriyoruz. Keşke bu plan düzeltilebilir, üzerinde değişiklikler ile kabul edilebilir bir plan olsa. Ancak projenin toptan kaldırılması ve yerine güzelliklerden, halktan, haktan ve demokrasiden yana olan katılımcı bir politika ile oluşturulmuş bir plan yapılmalıdır. İtiraz dilekçelerimiz eğer kabul edilmezse bir sonraki yolumuz idari yargıya başvurma ve yürütmeyi durdurma talepleri olacaktır.'' dediler.

Sanatkarlar Parkı'nda da buluşulacak

Cihangirliler 12 Şubat (Cumartesi), saat 14.00'te ise Roma Bahçesi'nde(Sanatkarlar Parkı) buluşup çözüm için tüm Beyoğlu sakinleri ve destek veren sanatçılarla birlikte tepkilerini kamuoyuna sunmaya hazırlanıyor. (ELV/EÖ)

Plana Mahkeme Yolu Göründü

"İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce Beyoğlu ilçesinin bir bölümüne yönelik hazırlanan, 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı İmar Uygulama Plan, “yeşil alanların yok edilerek imara açılacağı ve mevcut kentsel dokunun bozulacağı” gerekçesiyle bölge halkının tepkisini çekti. Halk, ‘yürütmenin durdurulması ve noktasal ve bütünsel olarak planın iptali’ için ayrı ayrı dava açmaya hazırlanıyor.
Beyoğlu ilçesinde Taksim, Cihangir, Tarlabaşı, Tophane’nin bulunduğu tarihi ve turistik bölge, 1993’te alınan kararla “Kentsel SİT alanı” ilan edilmişti. İmar planları 18 yıldır yılan hikayesine dönen bölgeye yönelik İBB’nin hazırladığı plan nihayet son şeklini aldı. Ancak içerdiği çok sayıda değişiklik halkın tepkisini çekti. İBB Meclisi’nde onaylandıktan sonra 14 Ocak 2011’de askıya çıkan plan bir aylık süre sonunda 14 Şubat’ta askıdan indirilecek. Halk, mahalle derneklerince ‘Beyoğlu Semt Dernekleri Platformu’ öncülüğünde hazırlanan itiraz dilekçelerini bugün Beyoğlu Belediye Başkanlığı’na sunacak."